Hüzün senin adın. Gözlerde nem gibi senin adın. Ama ben seni en çok Ankara'da seviyorum. Yaprakların orada daha bir sarı görünüyor gözüme. Gri bir şehirde parlıyorsun. Seni orada daha çok özlüyorum. Geçmişimsin sen benim yeniden aşık olduğum geleceğimsin hatta. Öyle hüzünlüsün ki seninle hareketli müzikler pek gitmiyor. Daha soft daha içten şarkılar sana eşlik edebilen. Ve bir kadeh kırmızı şarap sana yakışan. Hafif eserken sen, içimizi ısıtmak için.
Yenisin benim için İstanbul'da. Geçen sene pek anlamadım şimdi tanışıyoruz seninle. Yeniden keşfediyorum seni. Ve nerede olursan ol seni seviyorum sonbahar. Hangi iklimde olduğun fark etmiyor. Bana dokunduğun her yerde seviyorum seni. Çocukluğum gibi, gençliğim gibi...
Bir kot ceket, bir fular, bir kaya, bir deniz, bir ufuk, bir sigara, bir yalnızlık. Tıpkı Nuri Bilge Ceylan filmlerinde olduğu gibi sessiz ve dalgın. Yorgun ve kırgın. Durgun ve ağrılı. Biraz da Cem Adrian şarkıları gibisin. Dinlerken acıtan. Ya da Albinoni'nin Adagio'su gibisin. Çok ağır ve birden yükselen.
Sen geldiğinde biz çok mutlu oluyoruz aslında. Oh be diyoruz gelince biraz üşüyelim. Yazın o ağırlığından uyandırıyorsun bizi. Kendimize geliyoruz sen gelince Miskinliğimiz gidiyor.. Daha çok okuyoruz, daha çok geziyoruz, daha çok konuşuyoruz, daha çok çalışıyoruz, daha çok seviyoruz...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder