Dahası da var...

BAZI ERKEKLER KADINLARI ANLAMAYA ÇALIŞIR, DİĞERLERİ KENDİLERİNİ DAHA BASİT KONULARA ADARLAR, ÖRNEĞİN GÖRELİLİK KURAMINA... (EINSTEIN)



19 Aralık 2013 Perşembe

C Vitamini Tadında Bir Yapım: Güzelliğin On Par Etmez

   Bir şiir insanları birbirine bağlar mı? Eğer bu topraklarda din, dil.ırk ayrımı yapmaksızın büyümüşseniz sorunun cevabı evet.
   Biz bu bereketli topraklarda yetişmiş ozanların torunlarıyız.Onları yaşatmamız ve anlamamız gerekmez mi?
   Bol portakallı bir film Güzelliğin On Par Etmez. Genç yönetmen hem senaristliğini hem de yönetmenliğini yapmış.Politik sebeplerden dolayı Avusturya'da yaşamaya ve var olmaya çalışan bir ailenin hikayesi.

   Ana karakter ailenin küçük çocuğu Veysel ve filmin incisi Aşık Veysel'in çok şey anlatan şiiri. Veysel evdeki huzursuzluktan dolayı yaşadığı şehre ve okula uyum sağlayamamakta ve Almanca konuşamamaktadır. Ama çok özel bir çocuktur. Aynı sınıfta ve komşusu olan Ana'ya aşıktır. Ve onun için Aşık eysel'in şiirini Almancaya çevirtmek için komşusundan (Orhan Yıldırım) yardım alır. Etrafındaki herkes için çok sessiz ama bir o kadar çok sesli bir koro gibidir. Nesil farkı olmaksızın herkesin yüreğine inebilen Veysel bu sıkıntılarından hayal kurarak kurtulmaktadır. Çok başarılı bir oyunculuk sergileyen Abdülkadir Tuncel sergilediği Veysel karakteriyle 49. Altın Portakal Film Festivalinde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü de kazanmayı başarmıştır.
   Annenin (Lale Yavaş) rolü de bu aile için çok önemlidir. Onları bir arada tutmak için savaşan, baba oğul çatışması arasında kalan ve onlar için üzülen yine annedir.

   Baba (Nazmi Kırık) pişmanlık yasasından yararlanıp 5 yıl hapiste yatmıştır Sessizliğinden dolayı çocuklarıyla arasında büyük mesafeler oluşmuştur. Çocuklar kimliklerini değil sadece babalarının sevgisini istemektedirler.

   Abi (Yüşa Durak) daha sert ve serserice davranmaktadır bu olaylar karşısında. Ailesini çok önemsese de bunu gösteremeyecek kadar uzak duyduları var. Dağdan gelmiş bana hayatı mı öğretecek diyor babasına.

   Festivalden sonra gösterim yeri bulamayan film tabi ki gişe rekorları kıramayacak kadar güzel. Peki Hüseyin Tabak kim? Almanya doğumlu aslen Kahramanmaraşlı bir genç yönetmen. Çok genç yaşta kamerayla tanışan Tabak, Viyana Film Akademisinde okumaktadır. Peter Patzak ve Michael Haneke gibi usta yönetmenlerin öğrencisi; Cheeese filminin ve Kick Off belgeselinin de yönetmenidir.

17 Aralık 2013 Salı

Beyrut'lu Bir Güzel: Nadine Labaki

   Çok güzel, çok akıllı, çok kıvrak ve bir o kadar ağır..
Hem oyuncu hem yönetmen hem senarist. 10 parmağında 10 marifet bir Lübnan'lı. Peki Şimdi Nereye? (Where Do We Go Now?) ile keşfettiğimiz ve Karamel (Caramel) ile tadından yenmez hal alan bir yönetmen oldu bizim için. Ben kendi adıma kadınları bu kadar iyi anlatabilen birini okumadım ve izlemedim diyebilirim. İki filmide kesinlikle ölmeden önce izlenmesi gerekenler listesinde yer almalı.
   
   Peki Şimdi Nereye? (2011)

    Ortadoğu'nun savaş ve dinsel çatışmalarla dolu coğrafyasında Lübnan'ın ücra bir köyünde yaşayan Müslüman-Hristiyan ayrımı yapmayan bir köy halkının hikayesi. Çatışma haberlerinin gelmeye başlamasıyla iki taraf birbirine düşer. Bu çatışmanın anlamsızlığına kadınlar pratik zekalarıyla el atarlar. Şiddete meyilli erkekleri yatıştırma görevi kadınların hünerli ellerindedir artık. Çözebildiler mi peki?

     Bir erkeği kandırmanın bir çok yolu var. İlk üçte mide, göz, ve güç gelir. Savaşları engellemek bu kadar kolay olsaydı keşke. Ama ne yazıktır çkü olan konuşuyor durumları tüm dünyaya egemen. Kadınlarla ilgili kararların bile erkekler tarafından verildiği bir dünyada yaşıyoruz. Onlardan tek istenen adam olmaları halbuki.



     
   Karamel(2007)


     Kadınların herşeyden konuşabildiği bir yer düşünün. Tabiki biz biliyoruz neresi olduğunu. Sadece kadınlar için kadınlara özel. Bütün acılarını, kıskançlıklarını, sevinçlerini, dedikodularını ve sırlarını paylaştığı bir güzellik salonu. Beyrut'ta en renkli yerlerinden birinde yaşayan 5 kadın bu salonda bir araya gelir. Aşk,evlilik,dostluk,iş arama konu başlıklarını farklı nesillerden kadınlar temsl eder. Hepsinin başka hayatları vardır. Bir kadın hem düşman hem de çok yakın dost olur mu derseniz kesinlikle olur derim.

Hakan Günday Ve Daha'sı

     Siz bu cümleyi okurken, bir yerlerde insanlar, ülkelerindeki savaş, açlık ve yoksulluktan kaçmak için sonu zifiri bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor. Ancak bu hikaye o kaçak göçmenlerle değil, onları kaçıranlardan iriyle ilgili. Adı Gaza. Babası bir insan kaçakçısı, Gaza da onun çırağı. Henüz 9 yaşında. Yani hayata ve insana dair, öğrenmemesi gereken ne varsa, hepsini öğrenecek yaşta. (Arka Kapak) 
                                  

     Türkiye'de yeraltı edebiyatı denince aklıma ilk önce Hakan Günday gelir. Bizim kuramadığımız cümleleri yazıp bir anda boğazınızın düğümlenmesini sağlayabilir. Onu okurken hem çok keyif alıyorum hem de çok geriliyorum. Kahramanlarının kafası karışıktır. Dünyayı ve kendilerini anlamaya çalışırlar. Bizimle birlikte yaşarlar, çok tanıdıktırlar ama kesinlikle bu dünyadan değil gibidirler. Hayat zordur bu kahramanlar için. Büyük travmaların eksik çocuklarıdır.
   Son kitabında insan kaçakçılığından bahsediyor Günday. Babası Ahad bir insan kaçakçısıdır ve Gaza ise bu yoksul yolculuk içinde büyüyen çok akıllı bir çocuktur. Hani insan sevmediğine daha çok benzermiş ya onun hikayesi de bu. Hem küçük bir ilgi kırıntısı için babasının gözünün içine bakan bir çocuk hem de kaçak göçmenlerden hayatının intikamını alan bir çocuk Gaza.
    Yaşadıkları evin bahçesindeki depoyu göçmenler için yaşam alanına çevirip onlara küçük bir dünya kurar. Ve bu yaşam süreci ile ilgili makaleler yazar. Onlardan kendi kendilerini yönetmelerini ister. Dillerini bilmese de Pavlov'un yöntemindeki gibi olaylar kendiliğinden gelişir. Gaza birçok ülkenin vatandaşını tanımıştır o depo da.  Şiddet ve cinsellikte uyguladığı yöntemler arasındadır.
    Gaza bir kaza sonucu cesetlerden oluşan bir kutuda beklemek zorunda kalır. Ki bu onun en büyük travmasıdır. Geri kalan tüm yaşamını tüm varlığını etkkiler. Yaptıklarını bir tarafınız onaylamazken bir tarafınız kesinlikle onun haklı olduğunu düşünüyor. Kalp ve beynin garip çelişkileri. 
   Okunmasını şiddetle tavsiye ederim.
     

30 Eylül 2013 Pazartesi

Patron Derken

Uzun bir aradan sonra merhaba...

Yeni bir site buldum bugün onun kısa bir tanıtımı yapacağım.Girip bir incelemek gerekiyor. Çok tanıdık bir yüzleri var. Bildiğimiz alışveriş sitesi. Üyeliği ücretli. Kendi işinizin patronu olun sloganıyla çalışıyorlar. Önceden böyle şeylere pek güvenmezdim ama bu site çok samimi geldiği için aktarmak istedim. Sorularınız varsa mutlaka sorun. Benimle çay saati ne alırsınız bölümünden iletişime geçebilirsiniz. Ya da sitenin iletişim kısmına istediğinizi sorun onlar çok kısa bir zamanda sizinle iletişime geçeceklerdir.


PATRONUM.COM.TR; bulduğunuz üyelerden ve alt üyelerinizin MAĞAZA kısmından yaptığı alışverişlerden sizlere primler veren,sizlere güvenli bir şekilde alışveriş imkanı sunan bir e-ticaret sitesidir.Bizimle ne kadar kazanacağınız tamamen sizin elinizdedir.

Buradan bağlanabilirsiniz.

7 Mart 2013 Perşembe

NIVEA yürekleri ağza getiren bir şakayla yeni Stress Protect deodorantı tanıttı

Havaalanında yaşanabilecek en büyük terslik veya en korkutucu deneyim ne olabilir dersiniz? Uçağınızı kaçırmak mı, bavulunuzu kaybetmek mi yoksa hava koşullarından dolayı günlerce havaalanında kalmak mı?

NIVEA, yolcular üzerinde uyguladığı Stres Testi’yle, onlara soğuk terler döktürmüş ve yeni Stress Protect deodorant için eğlenceli bir viral reklam hazırlamış. Videoyu izleyenler, en stresli deneyimlerini #StresTesti etiketiyle Twitter’da paylaşmaya başlamış bile.



Şubat ayında dünya çapında 5 milyondan fazla izlenme ile en çok paylaşılan viral videolardan olan Stres Testi, NIVEA’nın yeni ürünü Stress Protect deodorantı tanıtıyor. Videoda, farklı insanlar havaalanında uçaklarının kalkmasını beklerken, bir anda tehlikeli bir kaçak olarak arandıklarını öğreniyorlar ve ne yapacaklarını şaşırıyorlar.

Günlük hayatımızda karşılaşabileceğimiz heyecan, korku, stres gibi duygu değişimlerinin neden olduğu terleme ile yeni NIVEA Stress Protect deodorantın ne kadar iyi başa çıktığını, esprili bir dil ile anlatan videoyu izleyince, soğuk terlere karşı önlem almanın önemini kesinlikle hissedeceksiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Vivaldi Ve Tavuk Sote

    Siz hiç Vivaldi dinlerken Körili Tavuk Sote yaptınız mı? Ya da Itzhak Perlman dinlerken Mücandara Pilavı? Bir an gözümü kapattım ince çubuk halinde kesilmiş sebzeler havada uçuşmaya başladı sanki. Kemanlar hızlanırken yuvarlak kesilmiş soğanların susamla birleşip mercimeğe karışması, pirinçlerin gülmsemesi gibi. (Abarttım, abartırım :)
     Yemek yapmaya pek fırsatım olmadı. Annemin mutfağına ben sızamamışım sanırım. Öğrenciyken yaptığım yemekler de oldu ama makarna üstü binbir çeşit sos. Şimdi boş zamanım çok ve sanırım milyon tane tarif var internette. Meğer ben de yemek yapmayı seviyormuşum ama klasik müzik eşliğinde.
 
    Asıl önemli olan yemek sonrası çay. Hani yemeğin altını kısıp 10 dakika daha pişiriyoruz ya o son 5 dakikada çay suyu koyulacak işte yoksa o yemek pişmemiş sayılır benim için. Konu müzik ve yemek ya çay içerken ince bellide Edith Piaf ya da Nina Simone dinlemek lazım bide. Yani bide böyle deneyin bakalım nasıl oluyor.
  
   Yemeğin ve müziğin verdiği tadı tam olarak anlatmak mümkün olmuyor. Sadece hissediyorsun ya da mimiklerinle anlatabiliyorsun. Hafif bir gülümseme oluşuyor hele de anısı varsa. Acı sos ya da şekerpare tadında her ikiside. Aralarında garip bir ilişki var aslında. Düşünsenize çok açsınız çok sevdiğiniz bir yemek var önünüzde ama radyoda çalan parçanın anısı biraz hüzünlü e gitti güzelim yemek. Tıkandık biraz galiba. Tam terside olabilir. Sevmediğiniz bir yemek mırın kırın ediyorsunuz yememek için gelgelelim radyoda sizin parçanız çalıyor. Dinlerken kendinizi iyi hissetiğiniz ya da sevgilinizle birlikte dans edip söylediğiniz şarkı sanki. E noldu yemek silip süpürmüşsün krom tadı alana kadar.
   
   Yani diyorum ki yemek yaparken bide Vivaldi dinleyin bakalım nasıl oluyor. :)

12 Aralık 2012 Çarşamba

Yastıklardan Yastıkaltı Yatırıma Sürpriz Çıkış!

Teknoloji aldı başını yürüdü. Neredeyse tüm alışkanlıklar değişirken yastıkaltı yatırım da tarih olma noktasında. Yastıkaltı yatırım konusunda yıllardır çalışan işin kahramanları yastıklar da sonunda halka seslenmeye karar verdiler.

Onların bakış açısından yastıkaltı birikimin zorluklarını, zahmetlerini dinledikçe stres yönetimindeki yeteneklerini takdir edecek, birikim güvencesiyle ilgili kaygılarına siz de hak vereceksiniz. Yastıkların bile `Yeter artık` dediği yastıkaltı yatırıma güvenli ve kazançlı bir alternatif olarak, neyse ki Garanti hep hizmetinizde.

Yastık altındaki altını ekonomiye kazandırmak amacıyla fiziki altınları mevduat olarak alan Garanti, 98 şubesiyle “Altın Salısı” hizmeti veriyor. Takı ve altınların değeri, altın eksperleri tarafından hesaplanıp Altın Hesabı’na yatırılıyor. Böylece altın birikimleri çalınma korkusu olmadan garantiye alınıyor.




NET Hesap ise farklı birikim hedefi olan müşterilere vade sonunda elde edilecek net kazancı ilk günden bildiriyor. Birbirinden farklı 4 hesap sayesinde müşteriler hem biriktirme alışkanlığı kazanıyor hem de vade sonundaki getirisini hesap açılışında garantiliyor.

Garanti'nin birikim ihtiyaçlarınız için en uygun çözüm önerileriyle ilgili daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz, yorumlar #yastıkaltıyatırım hashtag'inde.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

9 Ağustos 2012 Perşembe

LÖSEV Gönüllüsü Olmak Bir Ayrıcalıktır...

Büyük LÖSEV Ailesi, lösemili&kanserli çocuk ve ailelerin bu zorlu mücadelede yalnız olmadıklarını göstermek için sevgi ve azimle çalışan bir vakıftır. LÖSEV kurulduğu 1998 yılından bugüne dek faaliyetlerini duyarlı kişi ve kuruluşların destekleri ve binlerce GÖNÜLLÜSÜ’nün katkılarıyla gerçekleştirmiş; Türk halkının konu hakkında daha bilinçli ve duyarlı olmasıyla beraber tedavide %91'lere çıkardığı başarısını %100’e çıkartmayı hedeflemiştir.

LÖSEV'e gönlünü veren gönüllüler LÖSEV’in her etkinliğinde aktif rol almakta, vakıf çalışmalarına aktif katılım göstererek çocukları hayata bağlamaktadırlar.


Yüreğinde paylaşım ve sevgiye yer olan herkesi Lösev gönüllüsü olmaya davet ediyoruz.


Lösev gönüllüsü olabilmek için aşağıdaki formu doldurmanız yeterli: http://bit.ly/losevgonullusu
Lösev’i Facebook’ta takip etmek için: www.facebook.com/losev0660
Lösev’i Twitter’da da @losev1998 hesabından takip edebilir, #LosevHayatVerir hashtag’i ile  paylaşımlarınızla destekleyebilirsiniz.


Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Bir imza Bir imzadır!!!

Markanıza GDO bulaştırmayın... Yemezler!
Gıda üreticileri gıda amaçlı GDO'lar için Biyogüvenlik Kurulu'na ithal başvurusunda bulundu. Yediğin içtiği her şeyde GDO olmasını istemiyorsan şimdi harekete geç!
http://act.gp/OBegI8
Ufak çaplı bir imza kampanyası. Belki de dur diyebiliriz...

25 Temmuz 2012 Çarşamba

YETER ARTIK ÖLDÜRMEYiN BiZi

Oscar Wilde'ın Reading Zindanı Baladı'ndan bir alıntıyla başlamak istedim.

Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

Güldünya ile başlamadı bu ölümler aslında. Kabil'in Habil'i öldürdüğü günden beri sürer bu ölümler. Bizi neden öldürüyorsunuz? İnsan öldürür mü gerçekten sevdiğini? Sizi doğuruyoruz, sizi büyütüyoruz, sizinle oyun oynuyoruz, sizinle evleniyoruz, sizi seviyoruz... Sizden boşanırken mi bunca acımasızlık. Neden, niye gerçekten.

Boğazımı kesip bir çöp kutusuna atma beni
Elektrik kablosuyla boğma canım acır,
Dövme beni artık mutsuz olabilirsin ama hayatın acısını benden annenden çocuklarından çıkarma.
Çünkü sadece onlar seviyordur seni.
Çünkü sen bizim kanımız canımızsın.
Sokak ortasında bıçaklama beni ben utanırım ama ya sen.
Kurşunlar bedenime girerken gözlerime bakıyor musun?
Ben yapma derken sen duruyor musun?
Sen önce beni sonra kendini öldürüyorsun. Neden?
Geride kalanlar çocuklarımız ne olacak.
Beni değil bütün insanlığı öldürüyorsun.
Kafamı koparıp bir çatıdan aşağı atma ruhum utanır.
Bedenimizle ilgili kararları bile siz verirken adaletsizlik değil midir bu sizin yaptığınız.
Yemeği beğenmeyip öldürmeniz, başkasını sevmeye çalştık diye kafamızı kesmeniz, mini etek giydik diye orospu demeniz, kendi günahlarınızı bizim üzerimizden temizlemeye çalışmanız, inanıyorum diyip en büyük dinsizliği yapmanız.... Adil midir?

O zaman biz suçluyuz. Sizi yetiştirirken hata yapıyoruz. Sizi severken yanlış yapıyoruz. Alınmasın tüm erkekler hepiniz öyle değilsiniz. Bunun farkındayız.  Biliyorum sizin de bir açıklamanız yok bu duruma. Aslında bir açıklaması bile yok!!!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...