Dahası da var...

BAZI ERKEKLER KADINLARI ANLAMAYA ÇALIŞIR, DİĞERLERİ KENDİLERİNİ DAHA BASİT KONULARA ADARLAR, ÖRNEĞİN GÖRELİLİK KURAMINA... (EINSTEIN)



7 Mart 2013 Perşembe

NIVEA yürekleri ağza getiren bir şakayla yeni Stress Protect deodorantı tanıttı

Havaalanında yaşanabilecek en büyük terslik veya en korkutucu deneyim ne olabilir dersiniz? Uçağınızı kaçırmak mı, bavulunuzu kaybetmek mi yoksa hava koşullarından dolayı günlerce havaalanında kalmak mı?

NIVEA, yolcular üzerinde uyguladığı Stres Testi’yle, onlara soğuk terler döktürmüş ve yeni Stress Protect deodorant için eğlenceli bir viral reklam hazırlamış. Videoyu izleyenler, en stresli deneyimlerini #StresTesti etiketiyle Twitter’da paylaşmaya başlamış bile.



Şubat ayında dünya çapında 5 milyondan fazla izlenme ile en çok paylaşılan viral videolardan olan Stres Testi, NIVEA’nın yeni ürünü Stress Protect deodorantı tanıtıyor. Videoda, farklı insanlar havaalanında uçaklarının kalkmasını beklerken, bir anda tehlikeli bir kaçak olarak arandıklarını öğreniyorlar ve ne yapacaklarını şaşırıyorlar.

Günlük hayatımızda karşılaşabileceğimiz heyecan, korku, stres gibi duygu değişimlerinin neden olduğu terleme ile yeni NIVEA Stress Protect deodorantın ne kadar iyi başa çıktığını, esprili bir dil ile anlatan videoyu izleyince, soğuk terlere karşı önlem almanın önemini kesinlikle hissedeceksiniz.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

Vivaldi Ve Tavuk Sote

    Siz hiç Vivaldi dinlerken Körili Tavuk Sote yaptınız mı? Ya da Itzhak Perlman dinlerken Mücandara Pilavı? Bir an gözümü kapattım ince çubuk halinde kesilmiş sebzeler havada uçuşmaya başladı sanki. Kemanlar hızlanırken yuvarlak kesilmiş soğanların susamla birleşip mercimeğe karışması, pirinçlerin gülmsemesi gibi. (Abarttım, abartırım :)
     Yemek yapmaya pek fırsatım olmadı. Annemin mutfağına ben sızamamışım sanırım. Öğrenciyken yaptığım yemekler de oldu ama makarna üstü binbir çeşit sos. Şimdi boş zamanım çok ve sanırım milyon tane tarif var internette. Meğer ben de yemek yapmayı seviyormuşum ama klasik müzik eşliğinde.
 
    Asıl önemli olan yemek sonrası çay. Hani yemeğin altını kısıp 10 dakika daha pişiriyoruz ya o son 5 dakikada çay suyu koyulacak işte yoksa o yemek pişmemiş sayılır benim için. Konu müzik ve yemek ya çay içerken ince bellide Edith Piaf ya da Nina Simone dinlemek lazım bide. Yani bide böyle deneyin bakalım nasıl oluyor.
  
   Yemeğin ve müziğin verdiği tadı tam olarak anlatmak mümkün olmuyor. Sadece hissediyorsun ya da mimiklerinle anlatabiliyorsun. Hafif bir gülümseme oluşuyor hele de anısı varsa. Acı sos ya da şekerpare tadında her ikiside. Aralarında garip bir ilişki var aslında. Düşünsenize çok açsınız çok sevdiğiniz bir yemek var önünüzde ama radyoda çalan parçanın anısı biraz hüzünlü e gitti güzelim yemek. Tıkandık biraz galiba. Tam terside olabilir. Sevmediğiniz bir yemek mırın kırın ediyorsunuz yememek için gelgelelim radyoda sizin parçanız çalıyor. Dinlerken kendinizi iyi hissetiğiniz ya da sevgilinizle birlikte dans edip söylediğiniz şarkı sanki. E noldu yemek silip süpürmüşsün krom tadı alana kadar.
   
   Yani diyorum ki yemek yaparken bide Vivaldi dinleyin bakalım nasıl oluyor. :)

12 Aralık 2012 Çarşamba

Yastıklardan Yastıkaltı Yatırıma Sürpriz Çıkış!

Teknoloji aldı başını yürüdü. Neredeyse tüm alışkanlıklar değişirken yastıkaltı yatırım da tarih olma noktasında. Yastıkaltı yatırım konusunda yıllardır çalışan işin kahramanları yastıklar da sonunda halka seslenmeye karar verdiler.

Onların bakış açısından yastıkaltı birikimin zorluklarını, zahmetlerini dinledikçe stres yönetimindeki yeteneklerini takdir edecek, birikim güvencesiyle ilgili kaygılarına siz de hak vereceksiniz. Yastıkların bile `Yeter artık` dediği yastıkaltı yatırıma güvenli ve kazançlı bir alternatif olarak, neyse ki Garanti hep hizmetinizde.

Yastık altındaki altını ekonomiye kazandırmak amacıyla fiziki altınları mevduat olarak alan Garanti, 98 şubesiyle “Altın Salısı” hizmeti veriyor. Takı ve altınların değeri, altın eksperleri tarafından hesaplanıp Altın Hesabı’na yatırılıyor. Böylece altın birikimleri çalınma korkusu olmadan garantiye alınıyor.




NET Hesap ise farklı birikim hedefi olan müşterilere vade sonunda elde edilecek net kazancı ilk günden bildiriyor. Birbirinden farklı 4 hesap sayesinde müşteriler hem biriktirme alışkanlığı kazanıyor hem de vade sonundaki getirisini hesap açılışında garantiliyor.

Garanti'nin birikim ihtiyaçlarınız için en uygun çözüm önerileriyle ilgili daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz, yorumlar #yastıkaltıyatırım hashtag'inde.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

9 Ağustos 2012 Perşembe

LÖSEV Gönüllüsü Olmak Bir Ayrıcalıktır...

Büyük LÖSEV Ailesi, lösemili&kanserli çocuk ve ailelerin bu zorlu mücadelede yalnız olmadıklarını göstermek için sevgi ve azimle çalışan bir vakıftır. LÖSEV kurulduğu 1998 yılından bugüne dek faaliyetlerini duyarlı kişi ve kuruluşların destekleri ve binlerce GÖNÜLLÜSÜ’nün katkılarıyla gerçekleştirmiş; Türk halkının konu hakkında daha bilinçli ve duyarlı olmasıyla beraber tedavide %91'lere çıkardığı başarısını %100’e çıkartmayı hedeflemiştir.

LÖSEV'e gönlünü veren gönüllüler LÖSEV’in her etkinliğinde aktif rol almakta, vakıf çalışmalarına aktif katılım göstererek çocukları hayata bağlamaktadırlar.


Yüreğinde paylaşım ve sevgiye yer olan herkesi Lösev gönüllüsü olmaya davet ediyoruz.


Lösev gönüllüsü olabilmek için aşağıdaki formu doldurmanız yeterli: http://bit.ly/losevgonullusu
Lösev’i Facebook’ta takip etmek için: www.facebook.com/losev0660
Lösev’i Twitter’da da @losev1998 hesabından takip edebilir, #LosevHayatVerir hashtag’i ile  paylaşımlarınızla destekleyebilirsiniz.


Bir bumads sosyal sorumluluk içeriğidir.

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Bir imza Bir imzadır!!!

Markanıza GDO bulaştırmayın... Yemezler!
Gıda üreticileri gıda amaçlı GDO'lar için Biyogüvenlik Kurulu'na ithal başvurusunda bulundu. Yediğin içtiği her şeyde GDO olmasını istemiyorsan şimdi harekete geç!
http://act.gp/OBegI8
Ufak çaplı bir imza kampanyası. Belki de dur diyebiliriz...

25 Temmuz 2012 Çarşamba

YETER ARTIK ÖLDÜRMEYiN BiZi

Oscar Wilde'ın Reading Zindanı Baladı'ndan bir alıntıyla başlamak istedim.

Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

Güldünya ile başlamadı bu ölümler aslında. Kabil'in Habil'i öldürdüğü günden beri sürer bu ölümler. Bizi neden öldürüyorsunuz? İnsan öldürür mü gerçekten sevdiğini? Sizi doğuruyoruz, sizi büyütüyoruz, sizinle oyun oynuyoruz, sizinle evleniyoruz, sizi seviyoruz... Sizden boşanırken mi bunca acımasızlık. Neden, niye gerçekten.

Boğazımı kesip bir çöp kutusuna atma beni
Elektrik kablosuyla boğma canım acır,
Dövme beni artık mutsuz olabilirsin ama hayatın acısını benden annenden çocuklarından çıkarma.
Çünkü sadece onlar seviyordur seni.
Çünkü sen bizim kanımız canımızsın.
Sokak ortasında bıçaklama beni ben utanırım ama ya sen.
Kurşunlar bedenime girerken gözlerime bakıyor musun?
Ben yapma derken sen duruyor musun?
Sen önce beni sonra kendini öldürüyorsun. Neden?
Geride kalanlar çocuklarımız ne olacak.
Beni değil bütün insanlığı öldürüyorsun.
Kafamı koparıp bir çatıdan aşağı atma ruhum utanır.
Bedenimizle ilgili kararları bile siz verirken adaletsizlik değil midir bu sizin yaptığınız.
Yemeği beğenmeyip öldürmeniz, başkasını sevmeye çalştık diye kafamızı kesmeniz, mini etek giydik diye orospu demeniz, kendi günahlarınızı bizim üzerimizden temizlemeye çalışmanız, inanıyorum diyip en büyük dinsizliği yapmanız.... Adil midir?

O zaman biz suçluyuz. Sizi yetiştirirken hata yapıyoruz. Sizi severken yanlış yapıyoruz. Alınmasın tüm erkekler hepiniz öyle değilsiniz. Bunun farkındayız.  Biliyorum sizin de bir açıklamanız yok bu duruma. Aslında bir açıklaması bile yok!!!

16 Haziran 2012 Cumartesi

Uzun Metraj: Sinan Çetin-Kağıt


HER YASAK KENDİ İSYANCISINI DOĞURUR...

Kağıdın ne demek olduğunu biliyor musun sen?
İsterse bir kağıt bir bireyin, bir ailenin, bir toplumun kafasını uçurur.

Devletin kağıdının yüzü en keskin kılıçtan daha keskindir...



Saçma bir kanunu büyük bir inatla uygulamaya çalışan bir memur ve 1977 yılı öncesi film çekmeye çalışan idealist bir yönetmenin bürokrasiyle savaşı.





Hepimizin başına gelebilir bir durum aslında. Evrak eksik deyip tekrar başa sarmışızdır. İlgisizlikler ve cevap bulamama illa ki başımıza gelmiştir. Uzun ve garip kuyruklarda suratı asık insanlarla çok karşılaşmışızdır. Hani yardım etseler ölürlermiş gibi.

Filmdeki replikler iyi kurgulanmış. Bir kaç cümle saçma gelse de çoğunlukla sorgulayıcı bir tarzda yazılmış.




Yasalar her zaman masum değildir. Evet bunu hepimiz biliyoruz. Ama dile getiremiyoruz.

İngiltere'de kadınların toplu taşıma araçlarında çikolata yemesi yasaktır.
Fransa'da rayların üzerinde öpüşmek suçtur.
Hollanda'da pazar günleri bira ve şarap satmak, nehir olmamasına rağmen nehrin setlerini aşmak yasaktır.
Danimarka'da hapishaneden kaçmaya çalışmak suç değildir.
İtalya'da etek giyen erkekler suç işlemiş sayılır.



Sinan Çetin filmi gibi değil. Yönetmenini bilmesem onun değil derim. Bence iyi bir iş olmuş.

Oyuncular: Öner Erkan, Asuman Dabak, Ayşen Gruda, Ahmet Mekin, Zeynep Beşerler



6 Haziran 2012 Çarşamba

Uzun Metraj: Derviş Zaim-Tabutta Rövaşata

  
 Tabutta rövaşata yapabilir misin? O kadar dar bir alanda sıkışmışken hareket edebilir misin? Toplum seni dışlarsa suça eğilimli olmaz mısın? Sokakta yaşayan birine karşı ön yargın tavan yapmaz mı? Bütün herkesin senden sıkılma sebebi sadece senin yaşama savaşın olsa ne yaparsın?
 Araba sevdalısı gibi görünse de sadece ısınmak için otomobil hrsızlığı yapan ve çaldığı otombilleri eski yerine koyup temizleyen Mahsun’un  hüzünlü hikayesi. Ki Mahsun araba hırsızlığı konusun da uç noktadadır. Rumelihisarını mesken tutan Mahsun evsiz-barksız işsiz ve kimsesi olmayan bir garibandır. Tüm dostları balıkçılardır. Sabahçı kahvesindeki çay borçlarına kadar herşeyinı balıkçı dostlarından Reis üstlenmiştir.
   Yine Reisin sayesinde sandelyeler üzerinde uyuklamaktan kurtulur ve kahvenin tuvaletine bakma işini üstlenir. Bir gün, kahveye gelen eroin bağımlısı kıza aşık olur. Birden dünyası değişen Mahsun, hiçbir karşılık beklemeden, yatacak yeri olmayan kıza odasını açar. Bu kız eroin almak için bedenini, bu açılan odada erkeklere satarak Mahsun’un saf dünyasında bir düş kırıklığı yaratacaktır.
   Mahsun sanırım hepimizden daha duygusal, daha hayvan sever hatta daha dost canlısı. Bu kadar hırpalanmaya rağmen onun için bütün canlar değerli. Bu onu kötü yapamaz. Daha çok yüce gönüllü bir karakter yapar. Reis ise babacan bir karakterdir. Mahsun’a yardım eder. Borçlarını öder, karnını doyurur. Hoş o da bi yerde Mahsun’u hırpalar ama ekmek teknesi gitmiştir.
   Tabi Tavus Kuşu nu unutmamak lazım. Mahsun’un sahip olabildiği tek canlı bir tavus kuşudur.
  


Derviş Zaim’in ilk filmidir. Yapım yılı 1996 olmasına rağmen bence hala çok taze bir film. Müziklerini Baba Zula’nın yaptığı filmde, başrolleri Ahmet Uğurlu, Tuncel Kurtiz ve Ayşen Aydemir paylaşmıştır.

5 Haziran 2012 Salı

Uzun Metraj: Özcan Alper-Sonbahar

   90 kuşağına adanmış bir film. Belki de kaybolmuş nice kuşaklara adanmıştır.
Karadeniz' de sonbaharın tüm renklerini bulabileceğiniz pastoral bir senfoni niteliğinde. Melankolik ama asla arabesk değil.

   Üniversite öğrencisiyken katıldığı eylemlerden dolayı hüküm giyen, cezaevindeyken F tipi protestolarına katılan, açlık grevi yapan, bu yüzden ciğerleri iflas eden Yusuf’un son günlerini Doğu Karadeniz’in bir dağ köyünde ki evinde annesiyle birlikte geçirmesini konu alan bir film.

   Diğer bir yandan da SSCB’nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan ülkelerde yaşanan trajedi. Ailesine bakabilmek için Türkiye’de fuhuş yapmak zorunda kalan Gürcü kadın Elka ile Yusuf’un yollarının kesişmesinden hem bir aşk hikayesi hem de sosyalizmin sınırın iki yanında ne ifade ettiğine dair bir bakış açısı var.

   Bir de ekonomik nedenlerle sadece yaşlıların kaldığı köyde Yusuf’un çocukluk arkadaşı Mikail vardır. O da gitmek istemiştir ama gidememiştir. Zamanın nasıl geçtiğini anlamayan Mikail artık severek evlendiği karısını bile eskisi gibi sevmemektedir.  

   Biraz şiir biraz rus romanları gibi karakterler. Sonbahar'ın hüznü ve renkleri karekterlerin üzerinde öyle güzel durmuş ki bir yaprak düşse herşey bozulacak gibi. Müzikler son derece güzel kullanılmış. Finaldeki ağıt ise tüyleri diken diken eden, yumruk gibi boğazına oturan, bu topraklarda ölen öldürülen tüm Yusuf'ları anımsamak için müthiş bir tondan bağlanmış sahneye.Abartılı hiçbir şey yok. Herşey sakin, sessiz. Yaşanan dramı bile sessiz bir şekilde izliyoruz.


   Oyuncular: Onur Saylak, Megi Kobaladze, Serkan Keskin, Raife Yenigül
   Yapım Yılı 2008

4 Haziran 2012 Pazartesi

Tarih, İstanbul, Nevzat Başkomser


  Ahmet Ümit'in bu kitabını okurken İstanbul'un tarihinde dolaştım, kayboldum, tanıdığım yerlere çıktım, bilmediğim yerler keşfettim, hiç duymadığım olaylar işittim hatta hissettim desem abartmış olmam. O kadar zevkliydi, o kadar tatlıydiki okuması bitmesin istedim. Daha da anlatsın tüm tarihi anlatsın istedim. Tarih eğer bize böyle anlatılsa, okul kitaplarına bağlı kalmak zorunda olmasak ve olayları daha küçükken anlasak belki çok daha farklı bir ülke olurduk.
   Yedi tarihi mekan, yedi cinayet, yedi imparator. Beklenmedik çok yakın bir son. Hadi canım cinsinden bir son. Roman karakterlerinin hepsi İstanbul tarihine hakim entellektüel birikimi yüksek kişiler.
   Üç yakın dost hatta kardeş. Nevzat, Demir, Yekta. Ve hepsinin aşık olduğu kız Handan. Üç erkeğin de Handan'a aşık olup bunu dile getirememsi ya da aralarında sessiz bir sözleşme gibi uzun bir süre itiraf edilememsi arkadaşlık değerlerini sorgulatan bir kısım olmuş. Daha sonra Yekta Handan'la evlenir ve kötü bir kaza sonucu Handan ve oğlu Umut hayatını kaybeder. Bundan sonrası üç dost içinde farklı gelişir.
   İstanbul'un tarihi eserlerini ve İstanbul'u korumak isteyen bir grup ve bu tarihi mekanlardan çıkar sağlayıp zengin olmak isteyen bir grup arasında cinayetleri kimin işlediğini bulmaya çalışırken aslında bu cinayetlerin çok farklı bir nedenden işlendiğini öğrenen Nevzat Başkomser bildiği birçok şeyi sorgulamak durumunda kalır.
   Kitabın içinde istanbul'a dair birçok şey ve kendini İstanbullu hisseden herkes var.
   Gerçekten okunması gerekn bir kitap diye düşünüyorum. Kitabın arkasındaki kaynakça bölümünden de mutlaka okunması gerekenler var.
Bu arada Ankara'lı Ahmet Ümit hayranları için;
12/06/2012 18.00 de  DR Tunali Hilmi şubesinde Ahmet Ümit'in imza günü var.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...