Dahası da var...

BAZI ERKEKLER KADINLARI ANLAMAYA ÇALIŞIR, DİĞERLERİ KENDİLERİNİ DAHA BASİT KONULARA ADARLAR, ÖRNEĞİN GÖRELİLİK KURAMINA... (EINSTEIN)



14 Ocak 2014 Salı

Hey Dostum Sanat Bizim için

   Herhangi bir sanat dalı için yazı yazmak gerçekten çok zor bir iş. Hatta bir eleştiri yazısı olacaksa bu konuya epey bir hakim olmak gerekiyor. Amacım eleştiri veya konu hakkında bilgi vermek değil. Ben sadece sanatın bütün alanlarının bana kendimi çok iyi hissettirdiğini yazmak istiyorum. Tabiki bu yazıya Albinoni'nin Adagio'su eşlik edecek. Hemde çok etkileyici bir kısa filmle birlikte.
   Dün akşam Cihat Aşkın & Aşkın Ensemble'nin konserinde canlı olarak dinleme fırsatım oldu. Benim için çok önemliydi.Sevdiğiniz bir sanatçıyı canlı dinlemek hatta bildiğiniz, amatörce çalmaya çabaladığınız bir parçayı dinlemek çok daha ayrı bir zevk. Sürreya Operası'nın tatlı dokusunda klasik müzik dinleme fırsatınız olursa mutlaka gidin.
   Konserde konuk olarak İtalyan flüt sanatçısı Claudio Ferrarini, piyanoda Alman oda müziği ustalarından Frank Wasser ve baş kemancı olarak Şenol Aydın vardı. Albinoni, Vitali ve Bach'tan eserler seslendirdiler. Konser Kevser Hanım bestesi olan Nihavend Longa ile sonlandı ki çok güzel bir süpriz oldu. Kıpır kıpırdı salon. Bazı eserleri daha önce dinlememiştim ama bildiklerim çıkınca çok mutlu oldum.
   Klasik müziği canlı dinlerken içimde yoğun bir duygu patlaması oluyor. Kendimi bu dünyada değilmişim gibi hissediyorum. Başka bir yerde başka bir zamanda var olmuşum gibi. Başka bir evrenin bilinmeyen bir galaksisinde gibi.
   2009'da gittiğim müzik kursunun konserinde hayatımda ilk defa sahneye çıkmıştım. Okul korosunu saymazsak tabi. Flüt elimden fırlayacakmış gibiydi, ellerim terliyordu, Adagio'nun notalarını unuttum birden halbuki ezbere biliyorum ve salondan hiç ses çıkmıyordu. Bütün ışıklar üstünüzde seyirci görünmüyordu bile. Bu kadar hoş, heyecanlı ve ürkütücü bir his hatırlamıyorum hayatımda. Bir şeyi başarmış olmanın gururu, başarının alkışlanması, yanakların kızarması ama bir o kadarda egonun 3. oktavında dolaşmak çok hoştu.
   Yani diyorum ki sanat bizim içindir. Herhangi bir dalıyla çok amatörce uğraşmak bile kendinizi çok iyi hissettirecektir. Hobi önemli bir şey insan hayatında. İşiniz çok önemsiz olabilir, hayatınız kötü gidebilir, mutlu değilsinizdir, ilişkiniz kötüdür vs vs... Ama siz herkesin yapmadığı üşendiği zaman ayıramadığı bir şeyi yapıyorsunuzdur. Ve diğerlerinden çok daha mutlusunuzdur. Boş zamanı değerlendirmek değil zamanı kaliteli harcamaktır asıl önemli olan.
   Gidin, görün, gezin, çekin, izleyin, yapın, uğraşın, araştırın, ertelemeyin... Bunların hepsini sadece ve sadece kendiniz için yapın. Sonrası yavaş yavaş gelir.



9 Ocak 2014 Perşembe

Bal Kaymak Tadında Bir Film Gloria

   Onu tanımanıza veya uzaklarda aramanıza gerek yok. Aslında o biziz. Dünya dışı değil tam olarak bizim orta yaş üstü halimiz

   60 lı yaşlarında, boşanmış, 2 çocuklu bir anne. Aile olarak herkes ne istediğini bilen, kendi ayakları üzerinde duran bireylere sahip. Gloria (Paulina Garcia) ise yalnız bir kadın. Hep kalabalıklar içinde ama eksik bir şeyler var hayatında. Dans klüplerinde , partilerde, arkadaş ortamlarında romantizmi arayan, çok mutlu ve enerjik bir kadın. Gittiği bir klüpte Rodolfo ile tanışır. Birbirlerinden çok etkilenen çift birlikte vakit geçirmeye başlıyorlar. Hemde en genç olanından.
       Rodolfo (Sergio Hernandez)  iyi yürekli ama güvenilir biri değil. Öyle olmak istiyor ama öyle değil. Gloria'yı hayatına bir türlü dahil edemiyor. Kaçak dönüşen bir karakter.Bir kadın kadar cesur olamıyor. Glori lafı sokup intikamını almadan bırakmıyor tabi. O sahne çok tatlı olmuş.
   Şili'li yönetmen Sebastian Lelio tanıdığımız bizim dünyamıza ait bir kanını anlatmaya çalışmış. Çok açık, çok sade, çok net. Filmde 80'lerin o özlediğimiz retro havasını bulabilirsiniz. Müzikler çok iyi ayarlanmış. Senaryo abatılmadan sade bir tarzda işlenmiş.
     İlk başta bu yaşta bir kadının yalnız olması ve dans ederek kendini ifade etmeye çalışması hafif bir ön yargı oluşturmuyor değil. Ama izledikçe arınıyorsunuz önyargılarınızdan. Çünnkü hepimiz biraz Gloria biraz da Rodolfo'yuz. Evlensek boşansak ya da bekar kalsak bizde onun gibi yaşamak isteriz. Sosyo kültürel yapımızda bu şekilde yaşamak tabiki yargılanacak, bastırılacak ve ayıplanacaktır. 60 yaşında dul bir kadın hatta 60 değil 20 den başlar bu yaş yalnızlaştırılır. Halbuki onlarda bizde aşık olmak, gezmek, eğlenmek isteriz. İnsanın ruhu yaşlanmıyor çünkü. Aynalar olmasa hepimiz çok genciz aslında.
   Mutlaka izleyin bu filmi. Çünkü Glori'nın bir yaşı yok. Çünkü kendinizi tanımaya, anlamaya başladığımız anda bizde birer Gloria oluyoruz.









7 Ocak 2014 Salı

Çılgınsın Miro

   Hem dahisin hem de delisin. Doğum ve ölüm tarihlerin bile çocuksu bir gülümseme yaratıyorken eserlerin nasıl baldan tatlı olmasın ki. (1893-1983) İspanyol sun bir kere canlısın hareketlisin. İçin cıvıl cıvıl. Işıkları, kuşları, yıldızları hatta kibrit kutularını bile en canlı renklerle soyutlaştırarak sunman bir harika. Parise' e gitmişsin iyi kide gitmişsin. Paris'in sanat kokan havasını, romantizmini almışsın hop resimlerine aktarmışsın. Bunun için sana kocaman teşekkürler Miro. Seviyorum seni bonibon isimli adam :)

  Bir diğer dahi Picasso ile tanışman sürrealist olman için bir başlangıç gibi sanki. Aile desteği tamdı hayatında ki bu çok öenmlidir bir sanatçı için. Bir süre Paris İspanya arasında gidip gelmen, basit minik objelerden esinlenmen seni unutulmaz biri yaptı. Sadece bir ressam değil seramik ve heykel de hayatının önemli bir kısmını kapladı. 1957 yılında UNESCOiçin yaptığın duvar tablosu unutulmaz eserlerin arasında yer alır.

   Miro'yu her yerde görebiliriz aslında bir ayakkabıda, bir defterde, bir duvarda, bir karpostalda, bir kupa da, bir logo da ve daha bir çok yerde. Breton onun için "Kişiliği çocukluk evresinden ileri geçememiş, ayrıntılardan, eşiy olmayıştan ve oyundan korunmayan biri." demiş. Çok iyi bir tanımlama olmuş.

   Yani Miro demek renk demek, çocukluk demek, oyun demek, cıvıl cıvıl demek, bütün mevsimleri bir arada görmek demek...
 





4 Ocak 2014 Cumartesi

Girne Amerikan Üniversitesi ile Kıbrıs’ı Kazan, Kıbrıs ve İngiltere’de oku!

Girne Amerikan Üniversitesi, "Kıbrıs’ı Kazan, Kıbrıs ve İngiltere’de Oku" sloganı ile bütünleşen ve yurtdışı kampüsleriyle de öğrencilerine üç farklı kıtada eğitim fırsatı sunan öncü bir üniversite.
Eğitimde mobiliteye verdiği önem ve uluslararasılaşma sürecinin bir göstergesi olarak Girne Amerikan Üniversitesi; İngiltere, ABD ve Hong Kong’dan sonra küresel kampüslerine bir yenisini ekleyerek Türkiye’de İstanbul yerleşkesini hizmete açmıştır. Bu süreçte Girne Amerikan Üniversitesi, öğrencilerine 3 farklı kıtada eğitim imkânı sunmakta ve "Üç Kıta Tek Üniversite" sloganı ile de bir dünya üniversitesi olma noktasında bir hareketlilik içerisinde olduğunu kanıtlamaktadır.
Kazandıkları ÖSYM bursları ile GAÜ’ye yerleşen öğrenciler, Girne Amerikan Üniversitesi’nin yurtdışı yerleşkelerinde aynı burslarla ve ek ücret ödemeden programlarıyla uyumlu dersler yada ELA’da (English Language Academy) İngilizce dil eğitimi alıyor; geri döndüklerinde ise yurtdışında aldıkları dersleri GAÜ programlarındaki ders yükümlülükleri yerine saydırarak eğitimlerine devam edebiliyorlar.
Eğitimde 30 Yıl...
Geçtiğimiz günlerde görkemli bir törenle 30. Onur Yılı’nı kutlayan Girne Amerikan Üniversitesi için bu sene oldukça özel bir yıl. GAÜ, 2014-2015 Akademik Yılında tam 2260 yeni öğrencisine 7 yıl boyunca kesintisiz ÖSYM Bursu verecek.
GAÜ sosyal ağlarda da çok aktif; bu sene tercih dönemi boyunca facebook.com/girneamerican üzerinden tüm kampüsler ve öğrenci hayatı ile ilgili herşeyi paylaşıyorlar ve tüm sorulara resmi sayfa üzerinden cevap veriyorlar. Twitter takipcilerini de unutmamışlar @girneamerican üzerinden en güncel paylaşımları takip edebilirsiniz.
GAÜ, şu anda küresel dünyanın yükselen meslekleri Denizcilik, Havacılık, Sahne Sanatları, Hukuk, İleri Mühendislik Disiplinleri, Güzel Sanatlar, Mimarlık, İç Mimarlık, Uluslararası İşletme, Uluslararası İlişkiler, Psikoloji, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik, Türkçe Hukuk, Çin Dili ve Edebiyatı, Gastronomi ve Mutfak Sanatları, Sınıf Öğretmenliği, Sağlık Yönetimi, Ergoterapi, Enerji Sistemleri Mühendisliği, Ebelik, İnşaat Mühendisliği ve Sivil Havacılık Ulaştırma İşletmeciliği, Pilotaj gibi programları barındıran; 9 Fakülte, 6 Yüksekokul, 2 Enstitü ve  2 Meslek Yüksekokulu’nda olmak üzere , 69 Lisans 21 Önlisans 48 Yükseklisans ve 17 Doktora programı sunmakta.
GAÜ’den saygın dünya üniversiteleri ile akademik işbirliği ve değişim programları fırsatı!
Girne Amerikan Üniversitesi, kampüsleri ve 200’ü aşkın dünya üniversitesiyle sürdürdüğü öğrenci değişim programları kapsamında, öğrencilerine yaşam boyu hatırlayacakları deneyimlerin kapılarını açmakta.
Uluslararası Denklik ve Tanınma
Girne Amerikan Üniversitesi sağladığı eğitimin kalitesini sürekli olarak geliştirmek için akreditasyonlarını ve üyeliklerini yenilemektedir. GAÜ yerel olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordınasyon Kurulu YÖDAK ve Türkiye Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından tanınmaktadır. Ayrıca dünyanın bir çok saygın denklik kurullarından akredite olan GAÜ’nün bir çok uluslararası üyeliği de bulunmaktadır.
Girne Amerikan Üniversitesi Eduniversal’ın En İyi Üniversiteler sıralamasında yer almaktadır. Avrupa Birliği Yükseköğretim Sistemi içerisinde üniversite eğitimini denetleyen uluslararası eğitim kuruluşu Eduniversal, 153 ülkeden 12 bin yükseklisans programının incelenmesi ve 100 bin öğrenci ile yaptığı “En İyi Yükseklisans Eğitimi Veren Üniversiteler” araştırmasının sonuç raporuna göre GAÜ "En İyi Yükseklisans Eğitimi Veren İlk 100 Üniversite" arasında gösterilmektedir.
GAÜ, YÖK onaylı programlarıyla geleceğin pilotlarını yetiştiriyor
4 yıllık Pilotaj eğitimi alan öğrenciler, GAÜ İstanbul Yerleşkesi Uluslararası Havacılık Akademisi’nde similatör ve uçuş derslerini tamamlayarak Pilot olma hakkını kazanıyorlar. GAÜ’nün, uluslararası standartlarda verdiği eğitimle yetiştirdiği öğrenciler, önümüzdeki 20 yılın en gözde mesleklerinden biri olan havacılık sektöründe kolaylıkla iş bulabilecekler.
Kıbrıs, dünyanın en güzel adalarından biri!
Kıbrıs Dünya’nın en güzel adalarındandır ve iklimi sayesinde bir tatil ülkesinde eğitim alma şansınız var, üniversite kampüsü plajlara çok yakın mesafede bulunmakta ve kampüse çok renkli bir yaşam hakim. GAÜ, adanın en turistik sahil kenti olan Girne’de kendisine özel plaj ve uygulamalı 5 yıldızlı oteli ile öğrencilerine eşi benzeri olmayan bir eğitim fırsatı sunmaktadır.
Peki kampüste hayat mı nasıl? Tanıtım filmleri için youtube.com/girneamerican ve vimeo.com/girneamerican
Bir boomads advertorial içeriğidir.

3 Ocak 2014 Cuma

1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü'nde, Tüm Türkiye O Küçük Kızı Tekrar Güldürdü

1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü’nde tüm Türkiye’nin sesini huzurevlerindeki yaşlılara ulaştırmak ve onları hatırlamamızı sağlamak için, dünyanın lider yaşlı ve hasta bezi markası TENA tarafından bir interaktif banner kampanyası gerçekleştirildi.

Gün boyunca www.hurriyet.com.tr ‘deki bannerlarda ve www.herzamangenc.com ‘da yayınlanan sosyal sorumluluk projesinde; mobil teknolojinin gücü, interaktif bir video banner ile mutluluğa dönüştürüldü. Sabahtan akşama kadar yayınlanan reklam bannerlarına tıklayanlar, açılan ekrana cep telefonu numarasını girerek, saniyeler içinde çalan telefonlarının diğer ucunda bir huzurevi sakininin sesini duydular ve yaşlılarımızın dünya yaşlılar gününü kutladılar.

Bu sürpriz kutlama kampanyasının iç ısıtan görüntülerini izleyince, onların mutlulukları büyük ihtimalle size de geçecek. Bu arada siz de bu sosyal sorumluluk kampanyasına destek olmak ve huzurevlerini aradığımızda yaşlılarımızın yüzlerinde yaratabileceğimiz mutluluğu etrafınızdaki kişilere hatırlatmak için kampanya videosunu #bukızıgüldür hashtagi ile paylaşabilirsiniz.

Bu kampanya, bir taraftan huzurevlerindeki yaşlılarımızı mutlu ederken, diğer taraftan büyüklerimizi hatırlamak konusunda her zaman dillendirdiğimiz iş yoğunluğu, yaşam mücadelesi, trafik gibi tüm bahanelerin, onların yüzlerindeki heyecanın yanında ne kadar detay kaldığını da gösteriyor. Bu heyecanı 1 Ekim'de kampanya boyunca yaşayan yaşlılarımız, 12 Kasım 2013 tarihindeki Mediacat Felis Reklam Ödülleri’nde 2 ödül birden alarak bir kez daha tattılar. Suadiye Huzurevi sakinlerinin ödül görüntülerini bu linkten görebilirsiniz: http://www.herzamangenc.com/11/en-yaratici-dijital-sosyal-sorumluluk-projesi/

Bir boomads sosyal sorumluluk içeriğidir.

2 Ocak 2014 Perşembe

Huzur


Şu kısacık hayatta en önemli şey huzurdur. Bir insan da huzuru buluyorsan geri kalan kimseyi görmez olur gözlerin sesini duymaz kulakların. İstemez bedenin başka varlıkları düşünemezsin kimseleri. Sabah uyanırsın aklına gelir, gece uyumadan önce aklına gelir uykunda bile O'nu  düşünür O'nu düşlersin tüm rüyaların aşka dairdir. Her dakika elini tutmak istersin gözlerine bakmak içine almak istersin tüm heyecanları tutkuları. Gözlerinin içine bakarsın incinmesin kırılmasın üzülmesin diye, ellerini bırakmazsın hayata beraber tutuna bilelim diye. Huzur mutluluk getirir mutluluk ise en büyük sanattır ama en zorudur şu hayatın. Gönül neler ister durmaksızın, insan evladıyız hep isteriz araba isteriz tatil isteriz güzel bir yemek isteriz. Ama huzuru bulduğu anda insan önce huzuru ister. Evrenden ilk önce huzurunu ister. İnsan huzura kavuştuğunda baharı hisseder kollarını açar sarılır huzuruna sıkı sıkı sarar hiç bırakmamak istercesine, kokusunu içine öyle bir çeker ki ilk defaymış kana kana ve son defaymış gibi unutmamak adına. Saklamak ister huzurun kokusunu çeker içine kalbine kadar gider tüm hücrelerine işler insanın huzur. İşte o an tüm dünya durur zaman geçmez güneş batmaz olur. Araba, tatil, para pul insan huzuru bulunca önce onu ister. Tüm evrene tüm varlıklara O’nunla dokunur. O’nu hissederek yaşar. İnsan huzuru bulunca hayatı iki kişilik olur sabahları işe gitmeden önce iki tane tost yapar biri kendine biri huzuruna. Kahveler hep iki kişiliktir alınan nefesin yarısı huzur içindir. Atılan her adım “Beraber yürüdük biz huzurla” demek içindir. Her şeye sahip olabilmek varken; 
İnsan hayatta önce huzur istemez de ne ister ki?

Kısacık hayatta en önemli şey huzur dedik ya hani. İnsan huzuru bulduğunda sonsuzluğa ulaştığını hisseder ya, işte o da çok başka bir gün anlatılacak kadar güzel ve huzurlu.


23 Aralık 2013 Pazartesi

DenizBank 3. Kısa Film Fest Yarışması, FastPay'i En İyi Anlatacak Yönetmenleri Bekliyor

DenizBank tarafından 3. kez düzenlenecek olan Deniz Film Fest ile mobil cüzdan fastPay’i en iyi anlatan viral seçilecek. “fastPay’i en iyi sen anlat, büyük ödülü sen kazan!“ konulu yarışmada dereceye girenleri 5.000 ile 15.000 TL arası ödüller bekliyor.

Yenilikçi ürün ve hizmetleriyle farklılaşan DenizBank, sektörde fark yaratan uygulaması fastPay’i en iyi anlatacak yönetmenleri bekliyor. DenizBank tarafından 3. kez düzenlenecek olan Deniz Film Fest ile DenizBank’ın mobil cüzdanı fastPay’i en iyi anlatan kısa film seçilecek. “fastPay’i en iyi sen anlat, büyük ödülü sen kazan!“ konulu yarışmada filmler maksimum 2 dakika sürecek. Yarışmacılar çektikleri filmlerde isterlerse viral, isterlerse gerçekten hayattan örnekler, isterlerse de sokak röportajları şeklinde bir film yapabilecek ve çekim için her türlü cihazı kullanabilecekler.

Başvuru yöntemi

Katılımcılar çektikleri videoları, video paylaşım sitesi Youtube’a yükleyecek ve linklerini DenizBank Facebook sayfasında bulunan 3. Deniz Film Fest uygulamasına girerek 20 Ocak – 28 Şubat 2014 tarihleri arasında başvurularını yapabilecekler. İzleyiciler, 1 - 13 Mart 2014 tarihleri arasında, uygulamada bulunan ve beğendikleri filmleri “like” ederek oylayacak. En fazla “like” alan 30 film, 17 – 28 Mart 2014 tarihleri arasında jüri tarafından değerlendirilecek. Jüri Belgesel Sinemacılar Birliği Başkanı ve Belgesel Yönetmeni Hasan Özgen, Görüntü Yönetmeni Uğur İçbak ve Yönetmen Taner Elhan’dan oluşuyor. İlk 3’e girecek filmler için DenizBank tarafından sırasıyla 15.000, 10.000 ve 5.000 TL ödül verilecek. Ödül töreni ise 8 Nisan 2014’te düzenlenecek.

DenizBank 3. Kısa Film Fest Yarışması
Dijital bankacılıkta ezber bozan uygulama: fastPay

DenizBank’ın fastPay uygulaması özellikle gençlerin birbirlerine hızlı para transfer etmeleri, üye işyerlerinde, ellerini cebine atmadan sadece telefonlarından ödeme yapabildikleri inovatif bir mobil cüzdan uygulaması. Uygulama sayesinde DenizBank müşterisi olsun olmasın herkes cepten cebe 7/24 ücretsiz para gönderebiliyor. Kullanıcılar DenizBank Mevduat Hesabı’nı veya kredi kartını fastPay cüzdanına bağlayabiliyor, fastPay işyerlerinde alışveriş olanağına sahip oluyor. Alışverişlerde ödeme yaparken NFC, QR Kod gibi hiçbir ekstra teknolojiye ihtiyaç duyulmaması ise fastPay’in rakiplerinden ayrıldığı en önemli fark olarak dikkat çekiyor.

Ayrıca fastPay ile istenilen DenizBank ATM’sinden kartsız para çekilebiliyor. Uygulama AppStore, WindowsPhone Store ve Google play’den ücretsiz olarak indirilebiliyor.

Bilgi için:
Bersay İletişim Danışmanlığı / 0212 337 51 00
Rasim Yılmaz  /  Tel: 0212 337 51 49 / GSM: 0554 289 49 01 /  rasim.yilmaz@bersay.com.tr
Gül Mumcu Mutlay  /  Tel: 0212 337 51 79 / GSM: 0532 251 83 30 /  gulm@bersay.com.tr


Bir boomads advertorial içeriğidir.

19 Aralık 2013 Perşembe

C Vitamini Tadında Bir Yapım: Güzelliğin On Par Etmez

   Bir şiir insanları birbirine bağlar mı? Eğer bu topraklarda din, dil.ırk ayrımı yapmaksızın büyümüşseniz sorunun cevabı evet.
   Biz bu bereketli topraklarda yetişmiş ozanların torunlarıyız.Onları yaşatmamız ve anlamamız gerekmez mi?
   Bol portakallı bir film Güzelliğin On Par Etmez. Genç yönetmen hem senaristliğini hem de yönetmenliğini yapmış.Politik sebeplerden dolayı Avusturya'da yaşamaya ve var olmaya çalışan bir ailenin hikayesi.

   Ana karakter ailenin küçük çocuğu Veysel ve filmin incisi Aşık Veysel'in çok şey anlatan şiiri. Veysel evdeki huzursuzluktan dolayı yaşadığı şehre ve okula uyum sağlayamamakta ve Almanca konuşamamaktadır. Ama çok özel bir çocuktur. Aynı sınıfta ve komşusu olan Ana'ya aşıktır. Ve onun için Aşık eysel'in şiirini Almancaya çevirtmek için komşusundan (Orhan Yıldırım) yardım alır. Etrafındaki herkes için çok sessiz ama bir o kadar çok sesli bir koro gibidir. Nesil farkı olmaksızın herkesin yüreğine inebilen Veysel bu sıkıntılarından hayal kurarak kurtulmaktadır. Çok başarılı bir oyunculuk sergileyen Abdülkadir Tuncel sergilediği Veysel karakteriyle 49. Altın Portakal Film Festivalinde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü de kazanmayı başarmıştır.
   Annenin (Lale Yavaş) rolü de bu aile için çok önemlidir. Onları bir arada tutmak için savaşan, baba oğul çatışması arasında kalan ve onlar için üzülen yine annedir.

   Baba (Nazmi Kırık) pişmanlık yasasından yararlanıp 5 yıl hapiste yatmıştır Sessizliğinden dolayı çocuklarıyla arasında büyük mesafeler oluşmuştur. Çocuklar kimliklerini değil sadece babalarının sevgisini istemektedirler.

   Abi (Yüşa Durak) daha sert ve serserice davranmaktadır bu olaylar karşısında. Ailesini çok önemsese de bunu gösteremeyecek kadar uzak duyduları var. Dağdan gelmiş bana hayatı mı öğretecek diyor babasına.

   Festivalden sonra gösterim yeri bulamayan film tabi ki gişe rekorları kıramayacak kadar güzel. Peki Hüseyin Tabak kim? Almanya doğumlu aslen Kahramanmaraşlı bir genç yönetmen. Çok genç yaşta kamerayla tanışan Tabak, Viyana Film Akademisinde okumaktadır. Peter Patzak ve Michael Haneke gibi usta yönetmenlerin öğrencisi; Cheeese filminin ve Kick Off belgeselinin de yönetmenidir.

17 Aralık 2013 Salı

Beyrut'lu Bir Güzel: Nadine Labaki

   Çok güzel, çok akıllı, çok kıvrak ve bir o kadar ağır..
Hem oyuncu hem yönetmen hem senarist. 10 parmağında 10 marifet bir Lübnan'lı. Peki Şimdi Nereye? (Where Do We Go Now?) ile keşfettiğimiz ve Karamel (Caramel) ile tadından yenmez hal alan bir yönetmen oldu bizim için. Ben kendi adıma kadınları bu kadar iyi anlatabilen birini okumadım ve izlemedim diyebilirim. İki filmide kesinlikle ölmeden önce izlenmesi gerekenler listesinde yer almalı.
   
   Peki Şimdi Nereye? (2011)

    Ortadoğu'nun savaş ve dinsel çatışmalarla dolu coğrafyasında Lübnan'ın ücra bir köyünde yaşayan Müslüman-Hristiyan ayrımı yapmayan bir köy halkının hikayesi. Çatışma haberlerinin gelmeye başlamasıyla iki taraf birbirine düşer. Bu çatışmanın anlamsızlığına kadınlar pratik zekalarıyla el atarlar. Şiddete meyilli erkekleri yatıştırma görevi kadınların hünerli ellerindedir artık. Çözebildiler mi peki?

     Bir erkeği kandırmanın bir çok yolu var. İlk üçte mide, göz, ve güç gelir. Savaşları engellemek bu kadar kolay olsaydı keşke. Ama ne yazıktır çkü olan konuşuyor durumları tüm dünyaya egemen. Kadınlarla ilgili kararların bile erkekler tarafından verildiği bir dünyada yaşıyoruz. Onlardan tek istenen adam olmaları halbuki.



     
   Karamel(2007)


     Kadınların herşeyden konuşabildiği bir yer düşünün. Tabiki biz biliyoruz neresi olduğunu. Sadece kadınlar için kadınlara özel. Bütün acılarını, kıskançlıklarını, sevinçlerini, dedikodularını ve sırlarını paylaştığı bir güzellik salonu. Beyrut'ta en renkli yerlerinden birinde yaşayan 5 kadın bu salonda bir araya gelir. Aşk,evlilik,dostluk,iş arama konu başlıklarını farklı nesillerden kadınlar temsl eder. Hepsinin başka hayatları vardır. Bir kadın hem düşman hem de çok yakın dost olur mu derseniz kesinlikle olur derim.

Hakan Günday Ve Daha'sı

     Siz bu cümleyi okurken, bir yerlerde insanlar, ülkelerindeki savaş, açlık ve yoksulluktan kaçmak için sonu zifiri bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor. Ancak bu hikaye o kaçak göçmenlerle değil, onları kaçıranlardan iriyle ilgili. Adı Gaza. Babası bir insan kaçakçısı, Gaza da onun çırağı. Henüz 9 yaşında. Yani hayata ve insana dair, öğrenmemesi gereken ne varsa, hepsini öğrenecek yaşta. (Arka Kapak) 
                                  

     Türkiye'de yeraltı edebiyatı denince aklıma ilk önce Hakan Günday gelir. Bizim kuramadığımız cümleleri yazıp bir anda boğazınızın düğümlenmesini sağlayabilir. Onu okurken hem çok keyif alıyorum hem de çok geriliyorum. Kahramanlarının kafası karışıktır. Dünyayı ve kendilerini anlamaya çalışırlar. Bizimle birlikte yaşarlar, çok tanıdıktırlar ama kesinlikle bu dünyadan değil gibidirler. Hayat zordur bu kahramanlar için. Büyük travmaların eksik çocuklarıdır.
   Son kitabında insan kaçakçılığından bahsediyor Günday. Babası Ahad bir insan kaçakçısıdır ve Gaza ise bu yoksul yolculuk içinde büyüyen çok akıllı bir çocuktur. Hani insan sevmediğine daha çok benzermiş ya onun hikayesi de bu. Hem küçük bir ilgi kırıntısı için babasının gözünün içine bakan bir çocuk hem de kaçak göçmenlerden hayatının intikamını alan bir çocuk Gaza.
    Yaşadıkları evin bahçesindeki depoyu göçmenler için yaşam alanına çevirip onlara küçük bir dünya kurar. Ve bu yaşam süreci ile ilgili makaleler yazar. Onlardan kendi kendilerini yönetmelerini ister. Dillerini bilmese de Pavlov'un yöntemindeki gibi olaylar kendiliğinden gelişir. Gaza birçok ülkenin vatandaşını tanımıştır o depo da.  Şiddet ve cinsellikte uyguladığı yöntemler arasındadır.
    Gaza bir kaza sonucu cesetlerden oluşan bir kutuda beklemek zorunda kalır. Ki bu onun en büyük travmasıdır. Geri kalan tüm yaşamını tüm varlığını etkkiler. Yaptıklarını bir tarafınız onaylamazken bir tarafınız kesinlikle onun haklı olduğunu düşünüyor. Kalp ve beynin garip çelişkileri. 
   Okunmasını şiddetle tavsiye ederim.
     

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...