Dahası da var...

BAZI ERKEKLER KADINLARI ANLAMAYA ÇALIŞIR, DİĞERLERİ KENDİLERİNİ DAHA BASİT KONULARA ADARLAR, ÖRNEĞİN GÖRELİLİK KURAMINA... (EINSTEIN)



12 Mayıs 2014 Pazartesi

Geri Dönüştürün

    Ya geri dönüşüme atın ya da geri dönüştürün.
    Bulduğum minik bir tahta parçasını bile boyamayı çok seviyorum. Ki şişeleri boyamak ayrı bir keyifli. Akrilik boya sanırım en uygunu. Hem mat duruyorlar hem de çabuk kuruyorlar. Tabi ki değişik şeyler denemek size kalmış. Çok geliştirilebilir bir alan boyama. Bir tanesinde mozaik jeli kullandım sonuç çok iyi oldu. İçin, boyayın ve hediye edin. El yapımı hediyelere her zaman daha fazla değer veririm. Büyük hediyelerdense minik bir kağıt parçası olsun ama emek olsun yeter bana. Hediye aramak bile başlı başına bir sorun. O yüzden kendim bir şeyler üretip vermeyi tercih ediyorum.
   Bu şişeleri de ev dekorasyonunda kullanabilirsiniz.











7 Mayıs 2014 Çarşamba

Yeni Hobim Ve Atölye 1040º

  Yeni hobim seramik. Suadiye'de çok şirin bir atölye buldum kendime. Çok fazla tesadüflerle dolu oldu ama çokta güzel oldu. Çamura şekil vermeye çalışmak bile bir harika. Çok keyifli mutlaka denenmesi gereken bir hobi hatta. Önce ne istediğini bilmek gerekiyor. Ondan sonra başlayabiliyorsunuz şekillendirmeye. Boyama kısmını daha çok seviyorum ben. Zor kısmı da o zaten. Çamur boyalar, sırlar, akrilikler... İstanbul'da iseniz mutlaka gidip görülmesi gereken ve çok güzel objeler alabileceğiniz bir atölye. Abajurlar, pasta tabakları, minik hayvanlar hepsi çok esprili ve güzeller. Hazır anneler günü yaklaşıyorken uğramanızı tavsiye ederim.
Facebook Atölye 1040
İnstagram Atölye 1040

Bunlar da benim ilk denemelerim.


Dahi Ve Deli serisi için çok uygun.

Fitil tekniğiyle yaptık ve çok eğlenceli oldu.

Çizik atarken biraz sıkıldık :)

Ama çok güzel oldu ilk denemeler için.
Bu formu oluşturmak çok kolay olmadı tabi saksı mı çaydanlık mı olsun zo karar verdik.

Boyaması çok zevkli oldu bide sapı kendiliğinden ayrılıp bağımsızlığını ilan etti

Sonuç çok tatlı oldu.

Hazır kase formuna şekil verdik.

Güle güle kullansın annem.

Bunu da kendime yaptım. Takı yapmakta çok zevkliymiş. 





21 Mart 2014 Cuma

KİŞİSEL BİLGİLERİNİZİ KORUMA ALTINA ALIN

LINE’da kullanıcı bilgi ve görüşmeleri 3G, 4G ve Wi-Fi dahil tüm ağlarda şifreleniyor!
Whatsapp’ın Facebook’a satılmasıyla birlikte kişisel bilgilerinin güvenliğinden endişe eden birçok kullanıcı alternatif uygulamalara yönelmeye başladı. Bu uygulamalar arasında öne çıkanlardan birisi de LINE. Uygulamada kullanıcı bilgi ve görüşmeleri 3G, 4G ve Wi-Fi dahil tüm ağlarda şifreleniyor.   LINE’ın iç denetim yönetimi alanında üç uluslararası sertifikaya (SOC2, SOC3 ve SysTrust) sahip olan ilk mobil mesajlaşma uygulaması olması da güvenlik standartlarına verdikleri önemin bir kanıtı niteliğinde.
Telefon Numaranızı Gizli Tutun
LINE’da kendinize özel bir ID belirleyerek telefon numaranızı kimselere vermeden iletişim kurabilirsiniz. Sizi LINE ID’nizi kullanarak ekleyen kişiler telefon numaranızı göremezler. LINE ID’nizi belirlemek için Diğer/Daha Fazlası > Ayarlar > Profil menüsünü kullanabilirsiniz.
Telefon numaranıza sahip kişilerin LINE arkadaşları listesine otomatik olarak eklenmek istemiyorsanız “Başkalarının Eklemesine İzin Ver” seçeneğini kapatabilirsiniz. Böylece sizi sadece LINE ID’nizi paylaştığınız kişiler ekleyebilir.

Tanımadığınız Kişilerin Sizi Rahatsız Etmesine Engel Olun
Anlık mesajlaşma uygulamaları kullananların korkulu rüyalarından birisi de yanlışlıkla alakasız bir mesajlaşma grubuna eklenmektir. LINE’da tanımadığınız kişilerin bulunduğu bir grup sohbetine davet edildiğinizde grupta bulunan kişiler telefon numaranızı göremiyor.
Tanımadığınız bir kişi size mesaj attığında LINE otomatik olarak  “Ekle”, “Engelle” ve “Şikâyet et” seçeneklerini sunuyor. Eğer size mesaj gönderen kişiyi tanımıyorsanız kolayca engelleyebiliyorsunuz.

Telefonunuz Yanınızda Olmasa Da Mesajlarınızı Koruyun
Yazışmalarınızı meraklı gözlerden korumak için LINE’a şifre koyabiliyorsunuz. Diğer/Daha fazlası > Ayarlar > Gizlilik ayarlarından “Şifre Kilidi”ni kullanarak LINE’ın her açılışta şifre sormasını sağlayabiliyorsunuz.

Ayrıca “Sohbet Odası Ayarları”ndan tüm sohbet geçmişinizi ve sohbetler içerisinde paylaştığınız tüm dosyaları tamamen silebiliyorsunuz.
Bir arkadaşınız LINE’dan size mesaj yazdığında bildirimin ekranda mesaj okunacak şekilde belirip belirmemesi ile ilgili ayarlarınızı da istediğiniz gibi düzenleyebiliyorsunuz. Bildirim ayarlarında yer alan “Önizleme göster” seçeneğini kapattığınızda, yeni bir mesaj geldiğinde ekranda gelen mesaj yerine “Bir mesajınız var!” yazısı görünüyor.

Paylaşımlarınızı Gizleyin
LINE’ı rakiplerinden ayıran bir diğer özelliği de ileti, fotoğraf, video, bağlantı gibi paylaşımların yapılabildiği, sosyal medya yapısına sahip Timeline ve Home özellikleri. LINE’daki Timeline ve Home hareketlerinizi yalnızca arkadaşlarınız görebiliyor. Ancak burada da iletilerinizin kimler tarafından görüntülenebileceğini belirleyebiliyorsunuz.
Timeline’ınızda paylaşmak istediğiniz iletinizi hazırlarken alt menünün en sağında bulunan “Kişiler” sembolüne tıklayarak iletinizin gizlilik ayarlarını yapabilirsiniz.

Nerede, Ne Zaman İsterseniz Güvenle Konuşun, Mesajlaşın!
LINE'ı tüm akıllı telefonlarda (iPhone, Android, Windows Phone, Blackberry, Nokia), tabletlerde ve hatta bilgisayarınızda bile kullanabilirsiniz.
Kullandığınız cihaza uygun LINE indirmek için: http://line.me/tr/download
Bir boomads advertorial içeriğidir.

6 Şubat 2014 Perşembe

Samsung’un Son Amiral Gemisi Galaxy Note 3

İşte o heyecanla beklediğimiz Samsung Galaxy Note 3 artık bize çok yakın. Öncelikle biraz özelliklerinden bahsetmek istiyorum sizlere.
Bu harika akıllı telefon bizlere siyah, beyaz ve pembe renk seçeneklerinde sunuluyor. Yapmak istediğiniz tüm işlemleri güçlü 8 çekirdek işlemcisi ve 3gb elleği ile ( ışık hızından birazcık daha yavaş :) şekilde yapabiliyorsunuz. Samsung Galaxy Note 3’ü diğer rakiplerinin üstüne çıkaran bir başka özelliği ise dâhili hafızasının en düşük seçenek olarak 32gb olması. Dilediğiniz kadar resim, video ve müzik depolayabiliyorsunuz. ”Ama bana 32gb  bile yetmeyecektir.” diyenlere tabi ki 64gb ’a kadar microSD ekstra depolama alanı ile bu harika akıllı telefonu donatabilirsiniz. Bizler için en önemli özelliklerden biriside 13MP fullHD video ve resim çekme özelliği bulunan kamerası. Böyle harika özelliklerde akıllı bir telefon yapıp bu kadar kaliteli bir ekran ile Galaxy Note 3’ü taçlandırmadan olmazdı elbette. Galaxy Note 3 biz kullanıcılarına  5.7” fullHD Süper AMOLED ekranı ile mükemmel bir oyun ve video keyfi sunuyor, bu keyfi katlamak adına 3200 mAh’lik devasa bir bataryayı da bünyesinde bulunduran akıllı telefon bizleri asla yarı yolda bırakmıyor. Artık kocaman çantalarda bilgisayarlar taşımanıza gerek yok. Sürekli yanı başınızdaki bir ofis gibi. Galaxy Note serisinde standart olarak gelen S-Pen özellikleri bir hayli artmış olduğunu söylenebilir. Bunların hepsi bir araya geldiğinde bizlere elbette olağan üstü hızlı bir internet deneyimini yaşamak kalıyor. İş hayatınızı her dakika kontrol altında tutmak istiyorsanız Galaxy Note 3 bir bilgisayardan çok daha fazlası, sizlere muazzam bir deneyim sunuyor.Tüm bunların keyfini sürebilmek ise tabi ki çok kolay; Turkcell güvencesi ve kalitesi ile Samsung Galaxy Note 3’ü tarifenize ek ödeme seçenekleri ile alabilmeniz mümkün. Turkcell çok cazip fırsatlarla Galaxy Note 3’e sahip olmamızı sağlıyor.  http://www.turkcell.com.tr/cihazlar/akilli-telefonlar/samsung-galaxy-note-3#TurkcellTeklifleri

31 Ocak 2014 Cuma

Pacman Ve Rimel Sürerken Otomatik Ağız Açma İstemi


   Gece uyanıp annemlerden gizli karakutu diye bir atari vardı ilk atarilerden bin tane oyun vardı içinde çocuktuk işte ilk başlarda gerçekten bir sürü oyun var hiç bitmez diyordum. O kadar lezzetliydi ki doyamazdım. Saatlerce oynardım ya annem ya babam gelirdi yatmam için; hiç uykum gelmezdi, hiç yorulmazdım. Hiç bitmesin isterdim bazı oyunlar, annem "Yeter artık kapat." dediğinde "son bir canım var, o da bitsin kapatacağım." derdim. O son canla belkAtari o ana kadar oynadığım tüm oyunlardan daha çok oynardım, hiç bitmesin isterdim o son canım. Daha çok çabalardım son tutulduğum dala. Ben hep böyleydim sadece biraz büyüdüm, artık insanlar son canımı kullandığımı bilmiyorlar. Alnımın tam ortasında kalan canımı gösteren bir yazı yok ve artık bana "Yeter artık kapat." diyebilecek bir kişide yok.
   Zor olan hayat mı büyümek mi hiç anlamadım. Ömrümün her anında çocuk kalmak, büyümemek istedim çevremde bulunan her insandan daha çabuk büyüdüm.
   Ceza mı ? Ödül mü ?
   Her zaman çok sorum oldu, hep cevap aradım gerçekleri bulmak. Hayatın anlamını aradım, bu arayış mutluluk için miydi bilmiyorum. Cevapları bulduğumu sandığım anlar oldu, bulamadığımı anladım kırıldım. Dağıldım. Hep geri toparlandım, ama hiç tam olmadım. Hep ayaktaydım ama hep topaldım ve hiç kimse beni aksak yürürken görmedi bu hayatta. Her daim koşar adımla uzaklaştım olay yerinden, kanlı sokaklarda katil belliydi ama hep meçhuldü ölen. Sonralarda soru sormayı da bıraktım, yaşamaya başladım hayatı geldiği gibi. Zaten ne yaparsam yapayım değişmiyordu kendi bildiği gibi bize yönlendirmeyi başarıyordu. Her yeni güncelleme geldiğinde insan v1.3’den bilmem kaça kadar yükseliyor ve hayat öyle bir yazılım firması ki ömür boyu desteğini çekmiyor, her zaman bir yeni güncellemeyi hayatımıza sokuyor. Şu yeni güncellemeyle beraber midemizde kelebek uçuşma etkisine bir çözüm bulsalar, birde rimel sürerken otomatik ağız açma istemi ortadan kalksa hiç fena olmazdı.
   Rüyalarımda sırtımı denize verip gözlerimi kapatıyorum. Yürümeye başlıyorum. Korkmuyorum bu sefer çok emin adımlar atıyorum. Sesleri dinliyorum, ne de olsa gözlerim yok, dilim yok. Sadece kokluyorum ve dinliyorum. Deniz kokusu, martı sesleri geliyor. O dar sokakta ilerlerken etrafımdan insanlar geçiyor, sanki deniz insanlardan bende o denizin içine küçücük bir balık gibiyim. Martılardan birinin sesi yakınlaşıyor. Korkmuyorum, gözlerimi açmıyorum. Kalbim hızlanıyor, ses yaklaşıyor. Kalbim daha da hızlanıyor. Ses beni içine alıyor ama ben gözlerimi açmıyorum. Biliyorum o kocaman denizde gelip martı beni buluyor, ziyafet çekmek için. Ama korkmuyorum ben çünkü gözlerimi her kapattığımda karşımda senin olacağını biliyorum. Tüm korkularım için tek bir ilaç buldum ben hayata.
    Artık sabahları Kral Kahvemi biraz sütlü içiyorum ben. Bu karanlık dünyayı aydınlatan içinde sen olan her şeyi hatırlatsın diye.

30 Ocak 2014 Perşembe

Bu Bir AŞK Cinayetidir!!!

   Yıl 2002 Adana o sıralar oraya okumaya giden bir ağabeyim anlattı olayı haberlerin dışında bir de ondan dinledim. Olayın gerçekleştiği mahallede oturuyormuş. Bir anne çocuğunun gözleri önünde tam 64 yerinden bıçaklandı ve bu olayı 45 dakika boyunca kolluk güçleri müdahil olmadan sadece izlediler, yaptıkları tek şey izlemekti. O kutsal kadın Anne ölmedi şanslıydı, belki ölmeyi bile istemiştir o günden sonra. Duruşmalar oldu kadın hakları platformları yardıma koştu gönüllü avukatlar kadını savundu. Sonuç insan öldürmeye teşebbüs eden adam 14 yıl ceza aldı sadece. Tabi bunun kaçını yattığını da bilmiyoruz. Davaların birinde adam bir şey söylemiş hiç unutmam. "Kendisine acil şifalar diliyorum, özür diliyorum... Karımı tabii ki seviyorum, onu öldürmeyecektim zaten. İnsan sevdiği karısını öldürür mü?" ve hala kendini hala insan yerine koyabiliyormuş o adam demek ki. Tabi bir de mahallenin adamı haklı bulması çok manidar.
   Yıl 2013 Konya 5 çocuk annesi eşini 11 yaşındaki oğlu ile ceza evine ziyarete gidiyor. Anneyi çocuğunun gözleri önünde kurşun yağmuruna tutuyor sapkın ruhlunun teki. Adamı yakalıyorlar; "Bu bir aşk cinayetidir, sevdiğim için vurdum." diyor. Annesinin cesedi başında bekleyen oğlu ise; "Anam ölüyor, babama ne diyeceğim." diye ağlıyor ve Yadigar annenin polisten koruma istediği gerçeği var ortada. O büyük umutlarla, gülücükler dağıtsın Anne olsun, cennet ayaklarının altında bulunsun diye dünyaya gelen kız çocukları 12 yaşında evlendirilir. 13 yaşında kendisi daha çocukken bebeği olur, sonra da 14 yaşında tüfekle öldürülür. Ne kadar ironik aslında Kader'in vücudundan 14 tane saçma parçası çıkması.
   Bunun önüne geçilmesi çok mu zor? Senin imamın kıyıyor bu çocukların nikahını. Senin kolluk gücün yardım çağrılarına cevap vermiyor bu kadınların. İçimizi parçalayan, kocaman şeyler götüren o 3. sayfa haberleri diyoruz ya hani ne zaman manşet haberi olur, ne zaman ki insana insan olduğu için değer verilir o sapkınlara ağırlaştırılmış müebbet verilir. İşte o zaman bunların önüne geçilir. Biz millet olarak kötünün iyisine alıştırılmışız "Neyse ki adam 14 yıl hapis cezası aldı." diyoruz. Halk olarak ideali aramıyoruz, kötünün iyisiyle yaşamaya alıştırıldık. Bu kafa, bu mantalite ne zaman değişir işte o gün aldığımız oksijen lezzetli gelecektir. İşte o zaman kadına eşya değil de insan gözüyle bakılacaktır.



29 Ocak 2014 Çarşamba

Nuran Yıldız-AŞK Yüzyılı Bitti

    Okuduğum en tatlı, en mantıklı, en acıklı ama bir o kadar da gerçek Nuran Yıldız'ın Aşk Yüzyılı Bitti kitabı. Günümüz şartlarını en açık en net şekilde anlatan yazar tükettiğimiz her şeyi söylemiş bize. Aslında 30'lu yaşların alayı bu kitabı okusun derim. Çünkü 40 yaşımızda böyle giderse etik bir düşüncemiz ya da ahlaki değerlerimiz tamamen kaybolacak. İlişkilerin, işin, paranın çok çabuk tüketildiği bir zamandayız. Hunharca harcıyoruz zamanı. Elimizde bir şeyin olmadığını görünce şaşırıyoruz. Ne empati kurabiliyoruz, ne doğru düzgün sevebiliyoruz, ne doğru düzgün dokunabiliyoruz, ne doğru düzgün dinliyoruz birbirimizi.
    "Nuran Yıldız, Aşk Yüzyılı Bitti ile görünüşte özgür ama mutsuz, (a)sosyal alemde son derece kalabalık ama aynı zamanda fena halde yalnız, bolluk içinde ama kendi "içinde" yoksul olan günümüz bireyini anlatıyor. Sadece kadın-erkek ilişkilerinde değil, siyasette ve iş yaşamında da "biten aşk"ın souçlarını ortaya sererken, "yeni zamanların" kadınının , erkeğinin, politikacısının, çalışan ve işvereninin üç boyutlu resmiyle karşı karşıya bırakıyor bizleri." (Arka Kapak)
    İlaç gibi bir kitap kısacası. Zamanımızın sloganlarını tanımlamış. Uzun vade yok, bağlanmak yok, tek başınasın, sıradaki gelsin ya da kullan at, çabuk ol, unut gitsin. Genelde kitaplarda beğendiğin yerleri not ederim üzerine işaretlemek pek tarzım değil. Bu kitapta tarz değiştirdim. Çoğu yerin altını çizdim. Dönüp bir daha okudum. Ve kitabın kaynakçası da ayrı bir tatlı. Bilgi bilgiyi doğurur gibi olmuş. Okunması gereken, tavsiye edilmesi gereken, tartışılması gereken bir kitap. Nuran Yıldız'ın akademisyen olması kitabı makale tadında yapmış ki ayrı bir güzel olmuş. Kendi sitesinde yazdığı köşe yazılarını ve güncel yazılarını bulabilirsiniz. http://www.nuranyildiz.com/
   
   
 


   


19 Ocak 2014 Pazar

#direninsan

   Direniyoruz. Daha iyi şartlarda yaşayabilmek için, daha temiz bir havada nefes alabilmek için, sağlıklı kalabilmek için, var olabilmek için, kendi fikirlerimize sahip çıkabilmek için direniyoruz. Yanlış anlaşılmasın rejime yönelik bir direniş değil bu. Düşüncelerimiz ayrı olabilir ama bu  konularda bu kadar sert olmak kimseye yakışmıyor. Sadece birbirimizi dinlesek ve anlamaya çalışsak bu kadar acı olmaz yaşananlar. Bütün dünya için aynı bu. 
   Yaşam şartları zorlaştıkça ki bir o kadarda kolaylaştıran teknolojiyle hepimiz daha sinirliyiz, asabiyiz, sertiz. Tahammülümüz yok ayrı düşüncelere. Trafiğe, omzuna çarpan birine, vahşiliğe, direnene bile. Gün geçtikçe ayrılıyoruz birbirimizden. Herkesten bir taraf olması bekleniyor. Seçim yapmaya zorlanıyor. Niye? Neden bu kadar ayrı düşmeliyiz birbirimizden? Hem milliyetçi, hem sosyalist, hem muhafazakar, hem laik olunamaz mı? Yani vatanının karış karış bütün topraklarını seven, haksızlığa boyun eğmeyen, anlam arayışında olan, fikri hür vicdanı hür biri olunamaz mı? Neden sadece birini seçmek zorundayız? 
   Bu dünyada hiçbir şeyin bize ait olmadığını biliyoruz. E o zaman bu kadar acı niye var? Kalplerimiz birbirimizden uzaklaştıkça daha çok bağırıyoruz sesimizi duyurabilmek için. Daha çok suluyoruz insanları. Halbuki çiçeklerin sulanması gerektiğini öğrenmiştik küçükken. Daha çok dövüyoruz birbirimizi kavga ederken. Halbuki konuşmayı öğretmişlerdi küçükken. Daha çok öldürüyoruz. Halbuki bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek şeklinde öğretilmişti küçükken. Daha çok ağaç kesiyoruz. Halbuki fasulye tanesini pamuklara yatırıp büyütmüştük küçükken. Daha çok evlendiriyoruz çocukları. Halbuki kıllarına zarar gelmesin diye ödümüz patlıyordu zamansız. Daha hızlı tüketiyoruz aşkları. Halbuki bize sev diye öğretilmişti küçükken. 
   Evrene bıraktığımız geçmişin izleri biraz daha temiz olsun diye direnelim en azından. 

Ruhun Sözcüklere Dönüşüp Akması

   Sabaha karşı uyandım, perdeyi hafifçe araladım baktım güneş doğuyor tekrar kapattım hemen sıkı sıkıya. Biraz daha ışık gelmesin istedim odama, mumları yaktım biri çikolata diğeri vanilya renginde. Bu kadar aydınlık yeter dedim, dünyama kattığın ışığın yanına ve yine hiç çıkmayan aklıma sen düştün o anda. Sabahları içtiğim o özel Kral Kahvemi yaptım, yudumlarken bir parça açtım bana seni hatırlatan. Derinden ve çok ince bir keman çalınıyordu parçada, ilk kez dinlediğimi anladım o şarkıyı, nefes alırken bile ruhumun seni hatırladığını fark ettim. Güneşi tutamaz hale geldi perdeler artık gün doğmuştu yeni umutlar vadediyor, bize kollarını açıyordu. Beraber hiç güneşin doğuşunu seyretmedik seninle, aklıma kazıdım kelebekler vadisinde bunu yaşamamız gerektiğini. Nasıl anlatılır ki hayatı böylesine hiç yaşamadım, gönlüm sağanak halde özlemine teslim oldu.
Özledim seni çok.

14 Ocak 2014 Salı

Hey Dostum Sanat Bizim için

   Herhangi bir sanat dalı için yazı yazmak gerçekten çok zor bir iş. Hatta bir eleştiri yazısı olacaksa bu konuya epey bir hakim olmak gerekiyor. Amacım eleştiri veya konu hakkında bilgi vermek değil. Ben sadece sanatın bütün alanlarının bana kendimi çok iyi hissettirdiğini yazmak istiyorum. Tabiki bu yazıya Albinoni'nin Adagio'su eşlik edecek. Hemde çok etkileyici bir kısa filmle birlikte.
   Dün akşam Cihat Aşkın & Aşkın Ensemble'nin konserinde canlı olarak dinleme fırsatım oldu. Benim için çok önemliydi.Sevdiğiniz bir sanatçıyı canlı dinlemek hatta bildiğiniz, amatörce çalmaya çabaladığınız bir parçayı dinlemek çok daha ayrı bir zevk. Sürreya Operası'nın tatlı dokusunda klasik müzik dinleme fırsatınız olursa mutlaka gidin.
   Konserde konuk olarak İtalyan flüt sanatçısı Claudio Ferrarini, piyanoda Alman oda müziği ustalarından Frank Wasser ve baş kemancı olarak Şenol Aydın vardı. Albinoni, Vitali ve Bach'tan eserler seslendirdiler. Konser Kevser Hanım bestesi olan Nihavend Longa ile sonlandı ki çok güzel bir süpriz oldu. Kıpır kıpırdı salon. Bazı eserleri daha önce dinlememiştim ama bildiklerim çıkınca çok mutlu oldum.
   Klasik müziği canlı dinlerken içimde yoğun bir duygu patlaması oluyor. Kendimi bu dünyada değilmişim gibi hissediyorum. Başka bir yerde başka bir zamanda var olmuşum gibi. Başka bir evrenin bilinmeyen bir galaksisinde gibi.
   2009'da gittiğim müzik kursunun konserinde hayatımda ilk defa sahneye çıkmıştım. Okul korosunu saymazsak tabi. Flüt elimden fırlayacakmış gibiydi, ellerim terliyordu, Adagio'nun notalarını unuttum birden halbuki ezbere biliyorum ve salondan hiç ses çıkmıyordu. Bütün ışıklar üstünüzde seyirci görünmüyordu bile. Bu kadar hoş, heyecanlı ve ürkütücü bir his hatırlamıyorum hayatımda. Bir şeyi başarmış olmanın gururu, başarının alkışlanması, yanakların kızarması ama bir o kadarda egonun 3. oktavında dolaşmak çok hoştu.
   Yani diyorum ki sanat bizim içindir. Herhangi bir dalıyla çok amatörce uğraşmak bile kendinizi çok iyi hissettirecektir. Hobi önemli bir şey insan hayatında. İşiniz çok önemsiz olabilir, hayatınız kötü gidebilir, mutlu değilsinizdir, ilişkiniz kötüdür vs vs... Ama siz herkesin yapmadığı üşendiği zaman ayıramadığı bir şeyi yapıyorsunuzdur. Ve diğerlerinden çok daha mutlusunuzdur. Boş zamanı değerlendirmek değil zamanı kaliteli harcamaktır asıl önemli olan.
   Gidin, görün, gezin, çekin, izleyin, yapın, uğraşın, araştırın, ertelemeyin... Bunların hepsini sadece ve sadece kendiniz için yapın. Sonrası yavaş yavaş gelir.



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...